Psikolojide Kavramlar

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendileme

1970'li yıllarda çevre psikolojisi vokabülerine giren kendileme (appropriation) terimi çok anlamlı bir terimdir. Genel olarak bir şeyi kendisi için alma kendi kullanımına ayırma eylemini belirten kendileme yasalar açısından bir mekân parçası veya eşyalar üstündeki egemenlikle ilgilidir mülk edinmeyi belirtir; teknik olarak bir eşyanın işlevsel kullanımını yani bir işe uygun bir şeyi alıp kullanmayı belirtir; antropolojik açıdan nesnel gerçeklik üzerinde insanın eylemde bulunduğu bir gerçeklik olarak tanımlandığında kendileme gerçeklik üzerinde insanın kendini gerçekleştirmesine yarayan bir etkinlik biçimini belirtir; kültürel açıdan bireyin gizil potansiyellerini gerçekleştirmesini ve değer kazanmasını sağlayan çevre özelliklerine referansla tanımlanır; psikolojik açıdan duyumsal devimsel ve algısal etkinlikle kendi kontrolünü tanımayı bireyin şeylere ve dünyaya hakim bir konumda görülmesini belirtir (Fischer 1976).
Kendileme insanın çevreyle ilişkisinde temel bir eğilimidir insanın bir mekân parçasına el koyması hakim olmasıdır. Mekânla yakınlık kurmaktır; mekânın çeşitli yanlarını öğrenmek keşfetmektir; mekânı rahatlatıcı güven verici bir yere dönüştürmektir.
Kendileme süreci önce belirli bir mekân parçasının sınırlandırılması işaretlenmesi ardından mekânla yakınlaşmanın gerçekleşmesi ve nihayet kişisel bir mekânın inşası aşamalarını kapsar (Moles 1976); kendileme bakışla mekânı düzenleme ve döşemeyle fiziksel ve psikolojik olarak sınırlandırma ve keşfetmekle gözleme vasıtasıyla gerçekleşir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendini Açma

Kendini açma bireyin kendine ilişkin bilgi veya enformasyonları diğer kişilere açma veya açıklama olgusudur. Kişiler arası iletişimde önemli sonuçları olan bu olgu Johari Penceresi'nin yapısında da temel faktörlerden biridir. Johari Penceresi kişinin 'kendisi tarafından bilinen' ve 'diğerleri tarafından bilinen' yanlarının çaprazlanmasıyla elde edilen dört bölge içermektedir.
Bu bölgeler her bir bilgi kümesinin azlığı veya çokluğuna bağlı olarak dar veya geniş olabilmektedir. Genel olarak denilebilir ki kişinin kendine öz güveni ve bulunduğu ortamın güvenirliğine inancı arttıkça dışa açılması da artmaktadır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendini Değerlendirme

Kendini değerlendirme kavramı (self-evaluation) bir kişinin diğerini değerlendirmesi yerine kendi kendini değerlendirmesini ifade eder. Genelde bu değerlendirmenin belirli bir motivasyon taşıdığı yani kişinin kendi hakkındaki pozitif imajım korumasını sağladığı öne sürülmüştür.
Bu eğilim çeşitli mekanizmalarda somutlaşmaktadır; örneğin diğerleriyle uygun sosyal karşılaştırmalara girme; yakın kişilerin başarılarını kullanma veya paylaşma; grubun efektif normlarına diğerlerinden daha çok uyduğunu gösterme (P. I. P. Etkisi) vb.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendini Kategorilendirme

Sosyal kimlik konusundaki araştırmalar bağlamında ortaya atılan kendi kendini kategorilendirme (self-categorisation) kavramı Turner ve arkadaşlarının (1985 1987) grupların oluşumunun psikolojik temeline koyduğu bir kavramdır. Bireyin benlik kavramı kendini kategorilendirmeyi yani kendini bir grubun temsilcisi gibi görmeyi içerir. Bireylerin kendilerini yerleştirdikleri kategoriler farklı soyutlanma düzeyinde bulunabilir; örneğin 'bilim adamı' ve 'psikolog' gibi.
Bu tür kategoriler bireysel kimlik/benlik veya sosyal kimlik/ benlikten daha az veya çok soyut olabilir; örneğin kişisel düzey ya da kendini bireysel bir varlık gibi görme (kişisel kimlik) gruplar arası düzey ya da kendini bir grubun üyesi gibi görme (sosyal kimlik) ve gruplar üstü düzey ya da kendini bir insan gibi görme.
Bireyin kendini yerleştirdiği kategoriler (benlik ya da kimlik kategorileri) birbirinden ayırdedici belirli niteliklerden ziyade bulundukları düzey bakımından farklılaşırlar zira aynı bir özellik örneğin 'yardımseverlik' bağlama göre bireysel sosyal veya insanî kimliğin bir niteliği olabilir. Sonuç olarak bu perspektifte kendini kategorilendirmek için kullanılan kategorilerden veya düzeylerden herhangi birisi diğerinden daha temel (basic) değildir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendini Sunma
Bireyin diğerleri tarafından kendi benlik kavramına uygun ve çoğu kez de olumlu bir şekilde algılanma eğilimini ifade eden kendini sunma ya da benlik sunumu (self-presentation) kavramı bireyin diğerleri önündeki davranışlarım kontrol etme ve görünümünü ayarlama çabalarını kapsamaktadır. Bu çabalar hem bireyin kendini sunma amaçlarına ve hem de muhataplarının özelliklerine göre farklılaşmaktadır.
Olumlu izlenim bırakmak esas olmakla birlikte bu mümkün olamadığında geçerli bir özür veya mazeret bulunarak kayıplar en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Bireyin kendini istediği gibi sunabilmesi büyük ölçüde diğerlerinin onun davranışlarına nasıl tepki vereceklerini kestirebilme ve başka rolleri üstlenebilme kapasitesine bağlıdır.
Benliğin davranışsal yanma işaret eden benlik sunumu benliğin bilişsel (benlik kavramı) ve duygusal boyutlarına (öz saygı) kıyasla daha az sayıda araştırmaya konu olmuştur. Araştırmalar genel olarak kendini sunmanın farklı yol ve stratejileri üzerinde odaklaşmakta ve bunun bireyin kendine ilişkin inançlarında değişmelere yol açtığını ortaya koymaktadır.
Kendini sunmada izlenen amaca bağlı olarak bazı yazarlar 'stratejik kendini sunma' ve 'otantik kendini sunma' ayrımına gitmektedirler. Birincisinde kendini sunma izlenim yönetimini esas almakta ve burada diğerlerinin hakkımızdaki algılarının kontrolü hedeflenmektedir. Bu sunma tarzı 'kendini uyarlama' kavramına tekabül etmektedir. İkincisinde ise diğerlerine kendimizi makyajsız ve rol yapmadan daha iyi anlatmak amaçlanmaktadır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kendini Uyarlama

Benlik imajının kontrolü olarak da bilinen bu olgu (self-monitoring) kişiler arası ilişkilerde diğerlerine sunulan imajın manipülasyonunu ifade etmektedir. Bu ilişkilerde diğerlerinin tepkilerine geri bildirimlerine göre ve belirli bir etki yaratmak amacıyla benlik sunumu denetlenip ayarlanmaktadır.
Kendini uyarlama bireylerin çeşitli sosyal ortamlarda kendilerini sunmalarının belirli bir tarzına işaret eder. Bu tarz diğer insanları ve durumun Özelliklerini dikkate alarak kendini diğerlerine kontrollü bir şekilde göstermeyi içermektedir. Burada kontrol konuşmanın tarz ve içeriği kadar dış görünüşü ve sözel olmayan davranışları da kapsamaktadır.
Snyder bu özelliğin kişilere göre farklılaşan bir eğilim olduğunu savunmuş ve bunun farklı düzeylerinin bir ölçek vasıtasıyla ölçülerek ortaya konabileceğini savunmuştur. Bu özelliğe yüksek düzeyde sahip olanlar bir tür 'sosyal bukalemun' olarak nitelendirilmiştir. Ancak kendini bu şekilde ayarlayarak sunma çeşitli çağ ve ortamlara göre kültürel normlar tarafından bazen aşağılanmış ('Olduğun gibi görün') bazen da yüceltilmiştir ("Kendine dikkat et dikkatli davran vb.").
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Keşif Yoluyla Öğrenme

Bilişsel-bütüncü yaklaşıma göre öğrenme bireyin yaşantılarına ve oluşturduğu algılara dayalı olarak konuya ilişkin bir anlayış geliştirmesidir. Öğretim ise çeşitli konu-materyal düzenlemeleriyle bireyin uygun zihinsel bir yapı oluşturmasını ve bu yapıya uygun bir anlayış geliştirmesini sağlamaktır. Bir zihinsel yapının oluşturulabilmesi için yapının öğelerinin anlamlı bir şekilde ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir yapının davranışçı kuramlarla oluşturulması olanaksızdır.
Öğrenmenin oluşabilmesi için zihinsel yapıların kurulması soyut genellemelere ulaşılabilmesi genel kavramların oluşturulması zorunludur. Bu tür yapılar daha kalıcı bir özellik göstermektedirler. Örneğin bir öğrenci çok ayrıntılı bilgiler edinebilir. Ancak öğrendiği konuya ilişkin genel bir zihinsel yapı oluşturamamışsa öğrendiklerini hızlı bir şekilde unutur. Oysa konuya ilişkin genel bir zihinsel yapı oluşturmuşsa ayrıntılarla ilgili bilgiler bile bu yapıya kolayca katılabilir yapıyla bütünleştirilebilir.
Bruner'in kuramı bir öğrenme kuramından çok öğretim kuramıdır. Bu kuram dört temel ilkeye dayanmaktadır:
a. Güdülenme
b. Yapı
c. Sıralama
d. Pekiştirme
a. Güdülenme İlkesi
Bruner'e göre bütün çocuklarda öğrenme isteği vardır. Bu isteğin desteklenmesi güdülenmeyi oluşturur. Dışsal güdülenme belirli eylemlerin tekrarlanmasında etkili olurken içsel güdülenme öğrenmede sürekliliği sağlar. Bu nedenle öğrenmede içsel güdülenme daha önemlidir. Çocuklarda içsel güdülenmeye yol açan üç ana etken vardır. Birincisi meraktır. Çocuk bu güdü ile dünyaya gelir ve yaşaması canlılığını sürdürebilmesi için gereklidir. Çocuklar genellikle çok meraklı olurlar ve dolayısıyla sürekli konu ve etkinlik değiştirirler. Okullarda bu duygudan yararlanmak ve geliştirilmesi için uygun bir öğrenme ortamı oluşturmak gerekir.
İçsel güdülenme altında yatan ikinci etken başarma isteğidir. Bu istek gerçekleştirildikçe çocukta bir yeterlilik duygusu oluşur. Başarılı ve yeterli olunan alanlara karşı ise ilgi yani güdülenme artar. Üçüncü etken başkalarıyla birlikte olma eğilimi ya da güdüsüdür. Bu eğilim çocuğun başkalarıyla işbirliği yapmasına ve işbirliği duygusunun gelişmesine yol açar. Öğretmenler işbirliğine dayalı eğitim-öğretim etkinliklerinde bu doğal eğilimden yararlanabilirler.
Öğrenme uzun bir süreç olarak düşünüldüğünde öğrenmeye ilişkin seçeneklerin incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Bu amaçla öğretmenin öğrenciye çeşitli seçenekler sunması seçeneklerin incelenmesinde ve değerlendirilmesinde yardımcı olması onu öğrenmeye hazır duruma getirmesi önemlidir. Seçeneklerin incelenmesi ve değerlendirilmesinde üç aşamadan geçilir.
1. Eyleme Girişme
Çocukları eyleme geçirmek için onları öğrenme durumlarıyla ya da problemlerle karşılaştırmalıdır. Ancak problemler çok zor ya da çok kolay olmamalıdır. Çocuklar çok zor problemleri almakta güçlük çekerler. Bu durum da güdülenmenin azalmasına neden olur. Çok kolay problemleri ise hafife alırlar. Bu nedenle öğrencilerin karşılaşacakları öğrenme durumları onların merakını sürekli tutacak ve başarma duygusunu oluşturacak güçlük düzeyinde olmalıdır.
2. Eylemi Sürdürme
Eylemlerini sürdürebilmeleri için çocuklar giriştikleri araştırma ve etkinliklerin tehlikesiz olduğunu bilmek isterler. Bu yüzden inceleme ve değerlendirme sonucunda kazanacakları avantajların karşılaşacakları risklerden daha fazla olduğuna inandırılmalıdırlar. Çocuklar öğretmenin rehberliğinde sürdürecekleri etkinlikleri kendilerinin yapacakları etkinliklerden daha az sakıncalı görmelidirler.
3. Yönelme
Girişilen inceleme ve değerlendirmelerin bir yönü olmalıdır. Çocuklar varılmak istenen hedefin ne olduğunu gerçekleşme düzeyini ve hedefe ne kadar yaklaştıklarını bilmelidirler. Kısaca öğrencileri öğrenme için yönlendirirken üç özelliği göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Birincisi öğrencinin merakını canlı tutmaktır. İkincisi uzun bir öğrenme süreci içinde olan öğrencinin desteklenmesidir. Çalışmalar öğrencinin gerilimini arttırmamalıdır. Üçüncüsü ise bilginin elde edilmesi için yapılan çaba ve etkinliklerin yönlendirilmesidir. Öğrencinin değişik yollar bulmasına yardım edilmelidir.
b. Yapı İlkesi
Daha önce de belirtildiği gibi öğrenmenin oluşabilmesi için öğrenilecek konuya ilişkin bir zihinsel yapının kurulması gerekmektedir. Bu yapı öğrenmeye en uygun yapı olmalıdır. Başka bir değişle herhangi bir düşünce bir problem ya da bilgi bütünü öğrencinin anlayabileceği bir şekilde basitleştirilerek sunulmalıdır. Bu yapı öğrencinin yaşına yeteneğine ve yaşantılarına göre değişir. Herkes için en uygun tek bir yapı yoktur. Ancak farklı öğrenme ve gelişim düzeyindeki bireyler için farklı en uygun yapılar vardır. Bruner bilgiyi basitleştirmek için yapıyı incelerken öğrenme bilişsel gelişim süreçlerini ve bilginin kazanılmasını birlikte ele almaktadır.
Herhangi bir konu ya da bütünsel bir bilgi en uygun bir yapı içinde sunulduğu zaman öğrenciler tarafından kolayca öğrenilebilir. Öğretmenin başarılı olması da konuların temel kavram ve ilkelere dayandırılmasına ve bir bütünlük gösterecek şekilde yapılandırılmasına bağlıdır. Böylece konunun temel öğelerinin ve bunlar arasındaki ilişkilerin kavranması yeni öğrenmelere yeni buluşlara yol açabilir. Örneğin cümlenin temel öğelerini ve dayandığı ilkeleri kavrayan bir öğrenci bu bilgilere dayanarak daha karmaşık cümleler kurabilir.
c. Sıra İlkesi
Bruner'e göre zihinsel gelişme basitten karmaşığa doğru bir sıra izler. Dolayısıyla ilköğretimden başlayarak konuların da bu sıra içinde sunulması gerekmektedir. Konuların gittikçe genişleyen ve derinleşen bir diziliş içinde verilmesi hem konuların öğrenilmesini kolaylaştırır hem de düşüncenin daha iyi gelişmesini sağlar. Konularla bilişsel gelişme arasında paralellik kurulmazsa konular çocuklara kolay ya da zor gelir. Bu da güdülenmenin düşmesine dolayısıyla da öğrenmenin azalmasına yol açar.
d. Pekiştirme İlkesi
Bruner'in kuramında pekiştirme önemli bir yer tutar. Öğrenmede başarı pekiştirme işlemine bağlıdır. Pekiştirmenin zamanlaması konusunda öğretmenler dikkatli olmalıdırlar. Pekiştirme öğrenciye amacına ulaşmakta olduğunu hissettirmeli ve onu güdüleyebilmelidir. Pekiştireçler öğrencinin anlayabileceği şekilde olmalıdır. Bu nedenle 6-7 yaşına kadar fiziksel ödüller sürdürülmelidir. Bu yaştaki çocuklara aferin demenin pek anlamı olmaz. Bruner'e göre ideal anlamda öğrenciyi dıştan güdülemek yerine kendisini düzeltici geliştirici bir işlev kazandırmak amaç olmalıdır. Sonuçların bilinmesi öğrenmeyi bir işi sürdürmeyi etkilemektedir.
Bu yüzden öğrenmeye ilişkin sonuçlar öğrenciye verilmelidir. Böylece öğrenci kendi başarısı hakkında bir yargıda bulunabilir. Geribildirim öğrenci için uyarıcı bir nitelik taşımalıdır. Bu amaçla da kendi başarını durumunu değerlendirebileceği bir aşamada verilmelidir. Geri bildirimin çok erken ya da çok geç yapılması aşırı olumlu ya da aşırı olumsuz olması yarardan çok zarar getirebilir. Ayrıca geribildirimin öğrencinin kolayca anlayabileceği bir biçim ve yapıda olması da önemlidir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kimlik

Kimlik (identity) insanın kendini tanımlama ve konumlamasının ifadesidir. Daha açık bir deyişle kimlik insanın kendisini sosyal dünyasında nasıl tanımladığı ve nasıl konumladığını yansıtır; onun kim olduğu ve nerede durduğuna ilişkin bir cevaptır. Bu noktadan hareketle kimlik bir birey veya grubun kendini diğer birey veya gruplardan ayırdedici özelliklerinin bütünü olarak tanımlanabilir. Bu açıdan baktığımızda kimliğin tanımı daima bir diğerine göre yapılır. Diğerinden Ötekinden geçer.
Kimlik terimi çok farklı alanlarda ve şekillerde kullanılmaktadır. Bir yandan etnik dinsel veya kültürel azınlıkların taleplerini belirtmektedir; Eski Yugoslavya'da Rwanda'da Kafkaslarda vb. yaşanan savaşlarda kimlik çatışmalarından söz edilmiştir. Küreselleşmeye karşı tepkiler bağlamında ise kimlikçi kapanmalardan kimliksel direnişlerden; modernleşmeye karşı tepkiler bağlamında kökten dinci kimlik arayışlarından eski kimliklere dönüşlerden ya da kimlik regresyonlarından söz edilmektedir.
Ergenlik döneminde toplumların geçiş dönemlerinde ve yabancı kültürlerden ani etkileniş dönemlerinde kimlik krizinden söz edilmektedir. Nihayet toplumsal alt grupların (homo¤¤¤¤üeller trans¤¤¤¤üeller vb.) komünoter grupların toplumdaki global norm ve kurallarla ilişkisinde de kamusal tanınma ya da kimlik iddiası konu olmaktadır.
Öte yandan kimliğin bir birey ya da grup için söz konusu olmasına bağlı olarak bireysel veya kişisel kimlikten ya da sosyal veya kolektif kimlikten söz edilmektedir. Kimlik arayışı bireysel yanında özel birey haklarına saygı anlamında modernite hareketine göndermektedir; bir grup veya azınlık için talep edildiğinde ise komünoter bir yan taşımaktadır. Kimliğin bu iki yanı çoğu kez çatışmalı bir özellik göstermekte; temel mantıklarında değerlerinde ve hak taleplerinde farklılaşmaktadır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kitle Psikolojisi

Kitle psikolojisi (massenpsychologie) kavramı Freud tarafından ortaya atılmıştır. Freud 1921'de yayınladığı Massenpsychologie und Ich-Analyse adlı (Kitleler Psikolojisi ve Ben'in Analizi) kitabında kendisinden önce Le Bön (1895) ve McDougall (1920) tarafından ele alınan bir konuyu daha açıkçası kalabalık veya kitle içersinde bireylerin değişmesi olgusunu kendi perspektifinden irdelemiştir.
Freud bu eserinde konu hakkında bu iki yazarın öne sürdüğü görüşleri gözden geçirdikten ve pek çok hususta hemfikir olduğunu belirttikten sonra kitlenin bireyi değiştirme kapasitesi hususunda kendi analizini ortaya koyar. Ona göre bireyin kitle içersindeki değişimi heyecanların duyguların büyümesi ve aklın düşüncenin gerilemesinde somutlaşır.
Bu konuda kalkış noktası olarak Le Bön ve McDougall'ın öne sürdüğü 'telkin' kavramı yerine libido kavramını önerir; libido sevgi aşk cinsellikle ilgili dürtülerin enerjetik kaynağıdır ve kitle ruhunun Özünü bu tür ilişkiler oluşturur. Freud ayrıca bu iki yazardan farklı olarak kitlenin sürükleyicisi veya önderi durumundaki şefin rolüne büyük önem verir.
Önderli ve öndersiz kitle ayrımı yapar; birincisi spontandır doğal duruma yakındır; ikincisi yapaydır (dağılmasını önleyen engeller vardır) kültürün ürünüdür (ordu kilise gibi). Freud'e göre kitlelerde iki yapısal eksen vardır: Kitle Üyelerinin şefle ilişkilerinin örgütlenmesini sağlayan dikey eksen ve üyelerin birbiriyle ilişkilerini ifade eden yatay eksen.
Bu ilişkiler sevgi ilişkileridir; Freud bunun böyle olduğunu gösteren bir kaç hususa işaret eder; ilk olarak şefin eşit bir sevgiyle tüm üyeleri sevdiği varsayılır ikinci olarak kitlenin dağılması halinde bir panik yaşanır üyeler kendilerini terkedilmiş yalnızlığa itilmiş hissederler; üçüncü olarak kitle üyelerinin kitle mensubu olmayanlara karşı düşmanlık hatta Öfke ve kin duyarlar. Bunlar Freud'ün kitleyi oluşturan bağların libidinal nitelikte olduğu tezini desteklemektedir.
Bu iki eksenden dikey olanı yatay olana kıyasla daha önemlidir belirleyicidir. Kitlenin varlığını sürdürebilmesi için şefin varlığı zorunludur (ancak dış bir hedefe duyulan düşmanlık da şefin yerini tutabilir). Freud analizinin sonunda şu görüşe varır. Örgütlenmiş bir kitle ikili bir sürecin sonucudur.
Bir yandan pek çok kişinin Ego ideali yerine aynı bir dış objeyi ikame etmesi yani dikey eksenin tesisi; öte yandan bu bireylerin birbiriyle özdeşleşmesi yani yatay eksenin tesisi. Birey kitle içinde özgül bir mekanizma yoluyla dönüşüm geçirir. Kitle üyelerinin her birinin ego ideali yerine şefi koymak suretiyle narsisizmin sınırlandırılmasını kabul etmesi sonucu dönüşüm yaşanır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kişisel Mekan

Çevre psikolojisinde insan-mekân ilişkileri çerçevesinde ortaya atılan kişisel mekân (personal space) kavramı her bireyin etrafında bulunan sınırları savunulan diğerine yabancı olan ve bireyin fiziksel ve bilişsel olarak hakim olduğu kişisel alanı ifade etmektedir.
Çevre psikologları kişisel mekânı mesafeye benzer şekilde ve mahremiyet düzeyi yüksek bir alan olarak kavramlaştırmaktadır. Burada kişisel mekân 'kişinin etrafında bulunan ve onun vücut semasıyla bütünleşmiş çevre parçası' (Seguin) veya 'girişi korunan ve duygusal yükler taşıyan bölge' (Sommer) veya 'gerilim ya da kaygılardan kaçınmak için işgallere karşı korunan kişilere ait olan ve vücudu çevreleyen mekân parçası' (Morval) ve benzeri şekillerde tanımlanmaktadır.
Çevre psikologlarına göre (Morval 1981) kişisel mekân sosyo-kültürel niteliklidir bireyle birlikte yer değiştirir esnektir değişkendir; fiziksel yanları olmakla birlikte salt fiziksel referans noktalarına indirgenemez.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kişisel Mesafe

Kişisel mesafe (personal distance) ve bunun çizdiği kişisel alan bir bireyin kendisi ile diğerleri arasında tuttuğu koruyucu bir balon veya küreye benzetilebilecek bir tabakadır.
Hall'in tipolojisinde kişisel mesafe yaklaşık olarak 45 cm. ile l .25 m. arası alanı (kollarını açmış iki kişinin kol mesafesi) ifade eden bu mesafe samimi dostlara güvenilir kişilere ve kendileriyle özel ilgilerin paylaşıldığı insanlara açılır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Komplo Zihniyeti

Komplo zihniyeti terimi (conspiracy mentality) kısaca 'komplo teorileri' üreten insanların düşünme tarzlarını belirtmek için kullanılan bir terimdir. Komplo teorileri günlük yaşamda olayları açıklamak üzere üretilen örtük teorilerin özel bir türüdür.
Moscovici'ye (1987) göre bu zihniyetin bir takım ayırdedici özellikleri vardır: Bir grubu komplo hazırlamak ve yapmakla suçlamak; insanları şeyleri ve eylemleri zıt kutuplu (yerli-yabancı hukuki-hukuki değil iyi-kötü vb.) iki sınıfa ayırmak; her şeyin hem kendisi hem de başka bir şey olduğuna inanmak; insan davranışlarını ve eylemlerini daima niyetli görmek vb.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Konformite
Konformite diğer kişilerin veya grubun gerçek veya hayali varlığına bağlı olarak bir bireyin düşünce ve davranışlarının diğerlerinin yönünde değişmesidir. Bu değişme olgusu bireyin tek başına veya diğerlerinin önünde etkilenmesine bağlı olarak farklı şekillerde kavramsallaştırılmakta ve tanımlanmaktadır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kültürel Psikoloji

Kültürel psikoloji genel anlamında psikoloji ile kültürü ilişkilendiren ya da kültürü bir değişken olarak dikkate alan psikoloji çalışmalarının belirli bir tarzını ifade etmektedir.
Psikoloji tarihi boyunca birbirinden az ya da çok farklı çeşitli örneklen görülen ve psikolojiyi kültürle ilişkilendiren çalışmalar birkaç ana başlıkta toplanabilir: Kültürel psikoloji yerel psikoloji kültürlerarası psikoloji etnik psikoloji veya etnopsikoloji yakın alanlardan psikolojik antropoloji karşılaştırmalı antropoloji vb.
Bunların içerisinde iki temel eğilim ayırdetmek mümkün görünmektedir: Kültürel psikoloji ve kültürlerarası psikoloji. Biraz şematize edersek kabaca kültürel psikoloji kültürü veya belirli bir kültür içerisinde cereyan eden davranışı o kültürün içerisinde üretilmiş kavram ve teorilerle anlama ve kültürler arasında doğrudan karşılaştırmalar yapmaktan kaçınma eğilimindedir.
Kültürlerarası psikoloji ise psikoloji bilimi içerisinde daha önceden üretilmiş olan teori ve kavramlardan hareketle ele aldığı olgunun kültürler arasında nasıl değiştiğini çoğunlukla her bir kültürde toplanmış olan verilerin karşılaştırmalı analizine dayanarak inceler. Biraz basitleştirecek olursak kültürel psikoloji daha ziyade "kültür"ü; kültürlerarası psikoloji ise daha ziyade "psikoloji"yi vurgulamaktadır.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kültürlerarası Psikoloji

Kültürlerarası psikoloji psikolojik olguların dünyanın çeşitli bölgelerine göre farklılıklarının ve insan davranışının içerisinde cereyan ettiği kültür ile davranışın etkileşiminin incelendiği bir çalışma alanıdır.
Kültürlerarası psikoloji son yıllarda özellikle genel psikoloji ve sosyal psikoloji başta olmak üzere kognitif psikoloji gelişim psikolojisi klinik psikoloji gibi alanlarda açık veya Örtülü bir tarzda kültürlere göre karşılaştırma yapma gereği hissedildikçe giderek önem kazanmaktadır.
Zira büyük ölçüde Batı dünyasının (Amerika-Avrupa) antropolojik eğilimlerini yansıtan halihazırdaki psikolojik bilgilerin çeşitli kültürlerde sınanması incelenen olguların farklı kültürlerdeki görünüşlerinin veya belirli bir kültürde mevcut olmayan ancak bir başka kültürde mevcut olan yeni olguların ortaya konması ve nihayet bulguların entegrasyonu vasıtasıyla evrensel bir psikoloji bilimi oluşturulması kültürlerarası psikolojinin başlıca amaçlan arasında yer almaktadır (Jahoda & Krewer 1997).
Modern anlamda kültürlerarası psikolojinin ortaya çıkışı II. Dünya Savaşı sonrasına denk düşmektedir. Bir yanda savaşın hatırlattığı etnik sorunların etkisi öte yanda savaş sonrasında insanı ve toplumu anlamaya yönelik teorilerin belirli bir kültür dünyasının veya ulusallığın dar sınırlarından kurtarılması motivasyonu kültürü dikkate alan çalışmaların gelişmesine neden olmuştur (Segall Lonner & Berry 1998).
Bugün birçok yazara göre günümüzde ulusal toplulukların etnik ve kültürel açıdan giderek daha çeşitli hale gelmesi uluslararası iletişimin artması eğitim iş vb. nedenlerle giderek daha fazla sayıda insanın doğup büyüdüğü kültürden farklı bir kültürde yaşamını sürdürüyor ya da ikamet ediyor olması kültürlerarası psikolojinin özellikle 1980'lerden sonra hızla kurumsallaşmasında etkili olmuştur.
Kültürlerarası çalışmalarda kültür çoğunlukla bireyin davranışlarını çeşitli açılardan etkileyen bir bağımsız değişken veya bağlamsal değişken olarak görülmekle birlikte günümüzde bu biraz değişmeye başlamıştır.
Kognitif psikolojinin ve sosyal inşacıların teorik katkılarının da etkisiyle insana yalnızca kültürün bir ürünü sonucu hatta adeta kurbanı gözüyle bakma eğilimi terkedilmiş; insan aynı zamanda onun yaratıcısı değerlendiricisi ve yorumlayıcısı olarak da görülmeye başlanmıştır. Özellikle sosyal inşacılara göre kültür bireyin verili bulduğu bir gerçeklik değil birey ve çevresi tarafından günlük etkileşimlerde yeniden ve yeniden üretilen bir süreçtir (Misra ve Gergen 1993; Segall Lonner ve Berry 1998).
Bu perspektiften hareket eden (şimdilik sınırlı sayıdaki) araştırmalarda kültür yalnızca bir grup insanı (çoğunlukla belirli bir etnik veya ulusal grubu) tanımlama etiketi olarak bir bağımsız değişken olarak görülmediği gibi belirli bir sosyal politik ve tarihsel bağlamı ifade eden bağlamsal bir değişken de değildir; burada bireyin kültür üzerindeki etkisi öne çıkarılmakta ve kültür bir süreç (Greenfield) bir bağımlı değişken olarak ele alınmaktadır.
Kültürlerarası psikoloji yaygın olarak bireycilik-toplulukçuluk eğilimleri değerler iş ve çalışma değerleri yarışma ve işbirliği eğilimleri gruplararası ilişkiler çatışma ve çatışma çözümü sözel olmayan iletişim kişilik kişilerarası çekim zeka yetenek kişilik vb. testlerinin evrensel geçerliği gibi konularla ilgilenmektedir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Kıyas Düzeyi

Kıyas düzeyi (comparison level) bireyin belirli bir ilişkiden elde ettiği kazanç ve kayıplarını değerlendirdiği bir kıyaslama standardıdır; bu standart onun ulaşmayı düşündüğü kazançların ve kabul edebileceği kayıpların düzeyini ifade eder.
Kıyas düzeyi kavramı bireylerin diğerlerine onlardan bir şey elde etmek için bağımlı olduğunu öngören Thibaut ve Kelley'in sosyal takas ya da karşılıklı bağımlılık teorisi çerçevesinde ortaya attıkları en önemli kavramlardandır. Diğerleriyle ilişki kıyas düzeyinden daha çok doyum sağlarsa bireyin onlara karşı ve onlarla ilişki hakkındaki duyguları olumlu yönde gelişir.
Aksi halde ilişki zayıflar ve olumsuz duygular güçlenir. Karşılıklı bağımlılık teorisine göre insanlar bir ilişkide hep aynı noktada kalmazlar ilişkilerini potansiyel ilişkilerle karşılaştırırlar alternatifler için kıyas düzeyleri geliştirirler.
Alternatifler için kıyas düzeyi (comparison levels for alternatives) bir ilişkiyi sürdürüp sürdürmeme konusunda karar vermek üzere kullanılan değerlendirme standardıdır. Mevcut ilişki bir seçenek veya alternatif için kıyas düzeyini aşarsa ilişki istikrarlı olarak devam eder aksi halde ilişkiyi sona erdirme eğilimi belirir.
Alternatifler için kıyas düzeyi yalnızca kişinin çevresinde kolayca bulabileceği spesifik alternatif ilişkilerden değil aynı zamanda alternatiflerin daha geniş bir bileşkesinden ve halihazır ilişkiye olan bağlılığın sonlandırılmasının (noninvolvement) arzulanır olup olmadığından da etkilenir.
Bazı hallerde mevcut ilişkinin doyum sağlayıcı olmadığı halde sürdürülmesi alternatifinin kıyas düzeyinin daha olumsuz olmasıyla açıklanabilir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Likert Ölçeği

1930'ların başında Likert tarafından ortaya atılan bir tutum ölçeğidir. Likert ilk ölçek çalışmasını 1929 ile 1931 yılları arasında üniversite Öğrencileri üzerinde yapmıştır; bu ölçek enternasyonali/m emperyalizm ve zencilerin sorunlarını konu almaktadır.
Tutum ölçeğinde enternasyonalizmle ilgili 24 emperyalizmle ilgili 15 ve zenci sorunuyla ilgili 12 olmak üzere toplam 51 tutum ifadesi yer almaktadır. Ölçek 'toplamalı sıralama tekniği'yle hazırlanmıştır. Likert'in tutum Ölçeğinde yer alan tutum ifadeleri 'tamamen katılıyorum' 'katılıyorum' 'kararsızım' 'karşıyım' 'tamamen karşıyım' derecelerinden oluşan 5 basamaklı bir ölçeğe göre cevaplandırılmaktadır. Tutumun şiddeti uçlara doğru gittikçe olumlu veya olumsuz yönde artmaktadır:
Ölçeğin hazırlanmasında öncelikle bir tutum objesi hakkında tutum ifadeleri toplanarak çeşitli kriterlere (madde analizi vb.) göre ayıklanırlar ve ölçek halinde ifade edilirler. Cevap seçeneklerinin ya da ölçek derecelerinin belirlenmesinde en yaygın olarak 'tamamen katılıyorum'dan 'tamamen karşıyım'a uzanan 5'li sistem kullanılmaktadır (Orta noktayı atarak 6'lı bir sistem veya orta noktanın da bulunduğu 7'li veya 9 Mu cevap sistemi de mümkündür).
Tutum ölçeği formunun şekillendirilmesinde genellikle tutum ifadeleri sol tarafa cevap seçenekleri sağ tarafa yerleştirilir. Ölçeğin uygulanmasından sonra tek tek cevaplar puanlanır. Puanlama bittikten sonra cevapların ölçek değerleri toplanarak her bir kişi için toplam puan elde edilir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Mahrem Mesafe

Hall'in mesafe tipolojisinde insan vücudundan itibaren dışa doğru sıralanan mesafe türlerinden ilki olan mahrem mesafe (intimate distance) bireyin genel olarak çok özel davranış veya etkinliklerine ayrılan mesafedir.
Bu mesafede başka bir bireyin varlığı bireyin kesin denetimine tabidir. Vücut etrafındaki yaklaşık 45 cm.lik mesafeyi kapsayan mahrem mesafe alanında tüm duyusal ayrıntılar farkedilir diğerlerinin koku ve vücut harareti algılanır yabancıların varlığı güvensizlik ve rahatsızlık yaratır vb.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Mahrem İlişkiler

Mahrem (özel hususi) ilişkiler (intimate relationships) kişiler arası ilişkilerin belirli bir türüdür. Bu ilişkilerin özellikleri arasında çekim duygularının yoğunluğu birbirine açılma içtenlik birbiri hakkında başkalarının sahip olmadığı bilgilere sahip olma birbirine bağımlılık gibi özellikler sayılabilir.
 

Painfully

Well-Known Member
Yanıt: Psikolojide Kavramlar

Mahremiyet
Mahremiyet sözcüğü etimolojik kökeninde (Latince inümus) 'en iç' 'en derin iç' anlamına gelmekte ve günlük dilde de 'iç bilinç ya da bir kişinin en gizli gerçekliğinin bilgisi' gibi anlamlar taşımaktadır. Genel olarak mahremiyet bir kişinin en derinliğinde var olan şeylere göndermektedir.
Çeşitli yazarlar mahremiyet tanımlarında 'geri çekilme' (Bates) 'diğerlerinin birey üstündeki gücünün sının' (Kelvin) 'kişisel kontrol' (Johnson) 'kişiler arası etkileşimleri düzenleme süreci' (Altman) gibi farklı kavramlara dayanmaktadırlar. Yapılan anketlere göre Batı toplumlarında mahremiyetin içeriği cinsellik diğerine duyulan sevgi ve angajman rüyalar veya hayaller gibi konuları kapsamaktadır. Bir başkasıyla bu tür konuları paylaşma onunla mahrem özel ilişki kurma anlamına gelmektedir.
Mahremiyeti özgül bir inceleme konusu olarak ele alan araştırmacılar tanımlarında kabaca dört boyut üstünde durmaktadırlar: Birincisi mahremiyetin kişilere göre değişen bir ihtiyaç olarak görülmesidir (McAdams 1988) bu ihtiyaç sıcak ve karşılıklı ilişki arayışı şeklinde kendini göstermektedir.
İkincisi oldukça istikrarlı kişisel bir kapasite olarak görülmesidir; bu kapasite diğer bir kişiye angaje olma ve bu angajman uğruna bir takım özverilerde ve kompromilerde bulunmayı kabul etme şeklinde ifade edilmektedir (Erikson 1963).
Üçüncüsü iki bireyin birbirine yaklaşmaya çalıştıkları bir süreç olarak kavramsallaştırılmasıdır (Hatfıeld 1984); bu süreçte iki kişi birbirlerini en derin hususlarında tanıyabilmekte ve bir karşılıklı bağımlılık (ihtiyaçlarını doyurma bakımından diğerine muhtaç olma durumu) oluşmaktadır.
Dördüncüsü mahrem ilişkilerin belirli karakteristik Öğelere ya da özelliklere göre tanımlanması-dır. Mahrem ilişkiler diğer ilişkilerden bazı bakımlardan farklılık göstermektedir: Bunlar arasında duyguların yoğunluğu kendisi hakkında karşıdakine verilen enformasyonların nicelik ve niteliği; diğerine ve ilişkiye angajman ilişkinin uzun süreli olacağına inanç karşılıklı bağımlılık gibi hususlar sayılmaktadır.
Mahremiyetin anlaşılmasında kültürel boyutlar da önem taşımaktadır. Zira tüm kültürlerde mahremiyeti düzenleyici kurallar bulunmakla birlikte mahremiyetin düzenlenme şekli ve mekanizmaları kültüre özgüdür Hall'in deyişiyle 'her kültürde farklı duyumsal dünyalar (görme koklama duyma dokunma vb.) yüceltilir ve farklı mekanizmalar kullanılır'. Hatta aynı kültür içinde de rol ve statüye bağlı olarak farklı kural ve mekanizmaların işlediği görülür.
Sosyal psikologlar mahrem ilişkilerin gelişmesi konusunda çeşitli teorik yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Literatürde mevcut yaklaşımlar arasında Levinger Modeli (1988) Murstein Modeli (1976 1987) Secord ve Backman Modeli (1974 1981) Scanzoni Modeli (1979) ve çeşitli bağımlılık modelleri (Maslow 1954 1968; Fromm 1956; Berscheid ve ark. 1977 1978) zikredilebilir.
 
Üst