R
Rima
Guest
Ne vakit yağmur yağsa şehrime dalar gözlerim. Her yağmur yağdığında böyleyim aslında ıslak bir sokak kedisi. Islandıkça üşüyen ve üşüdükçe üzerine yalnızlığı giyinen bir sokak kedisi.
Kimseler dönüp bakmazdı halime herkeste bir kaçış, herkeste bir telaş. Zaten herkesin sıcak bir yuvası vardı bşr tek bu kediye yetmeyen. Kaçıp sığındıklarında o sıcacık evlerin kapı ardına onlar için bitivetirdi yağmur oracıkta.
Kimseler bilmez sevmeyenim, yağmur hâlâ sağanakda ve bu kedi hâlâ ıslanmakta. İçimde ise "seni unutursam kalbim kurusun" gibi bir beni bırakmakta.
Nasıl unutulur ki zaten o yağmurlu, o kaybolmanın kıyısındaki gece. Kilometrelerce uzağımdaki sesindi gökyüzümde gürleyen ve adın düştü yıldırım gibi odamdaki camın manzarasına. Karşımdaki bahçede nasıl hiç kelebek yok ise, seninle olan o son konuşmamız devam ederken de bendeki sen yoktu artık kalbimin en kuytusunda.
Baykuş gibiydin sanki ve ben sende aydınlığı hiç göremedim. En umudumu kestiğim zamanlarda çıkıp gelirdin zamanı yıkıp, beni yakarcasına. Üzüldüğüm için üzülürdüm o zamanlarda. Mutluluğun bile mutsuzdu be adam, Mona Lisa görseydi bu halimi yüzüm yüzüm düşüverirdi tablosundan.
Hani konuşurdun benimle sen ve sen her konuştuğunda yazardım ben seni satır satır, harf harf. Sonra yine yağmurlu bir akşamda sen sustun ve yine sen sildin bende ki seni. Bir eziyetin bedeliydi sanki o son "eyvallah…"
Artık yağmura kızmıyorum o da emir üzere intihar ediyor tane tane.
Beni sorarsan eğer şimdi; Atalarımız boşuna konuşmamış diyorum kendi kendime, "istisnalar kaideyi bozmaz" diye…
Kimseler dönüp bakmazdı halime herkeste bir kaçış, herkeste bir telaş. Zaten herkesin sıcak bir yuvası vardı bşr tek bu kediye yetmeyen. Kaçıp sığındıklarında o sıcacık evlerin kapı ardına onlar için bitivetirdi yağmur oracıkta.
Kimseler bilmez sevmeyenim, yağmur hâlâ sağanakda ve bu kedi hâlâ ıslanmakta. İçimde ise "seni unutursam kalbim kurusun" gibi bir beni bırakmakta.
Nasıl unutulur ki zaten o yağmurlu, o kaybolmanın kıyısındaki gece. Kilometrelerce uzağımdaki sesindi gökyüzümde gürleyen ve adın düştü yıldırım gibi odamdaki camın manzarasına. Karşımdaki bahçede nasıl hiç kelebek yok ise, seninle olan o son konuşmamız devam ederken de bendeki sen yoktu artık kalbimin en kuytusunda.
Baykuş gibiydin sanki ve ben sende aydınlığı hiç göremedim. En umudumu kestiğim zamanlarda çıkıp gelirdin zamanı yıkıp, beni yakarcasına. Üzüldüğüm için üzülürdüm o zamanlarda. Mutluluğun bile mutsuzdu be adam, Mona Lisa görseydi bu halimi yüzüm yüzüm düşüverirdi tablosundan.
Hani konuşurdun benimle sen ve sen her konuştuğunda yazardım ben seni satır satır, harf harf. Sonra yine yağmurlu bir akşamda sen sustun ve yine sen sildin bende ki seni. Bir eziyetin bedeliydi sanki o son "eyvallah…"
Artık yağmura kızmıyorum o da emir üzere intihar ediyor tane tane.
Beni sorarsan eğer şimdi; Atalarımız boşuna konuşmamış diyorum kendi kendime, "istisnalar kaideyi bozmaz" diye…
İşin özü şu ki;
Ne anlayacağını ne de ağlayacağını sanmıyorum ama bil.
Senle ben iyiyiz, benle ben değil…
Ne anlayacağını ne de ağlayacağını sanmıyorum ama bil.
Senle ben iyiyiz, benle ben değil…